19 Ekim 2017 Perşembe

FETHİYE' DE BİR AVM OTOPARKI



Hava yağmurlu.

Bugünü farklı geçirmeye karar veriyoruz.

Fethiye' ye geldik.

Kipa' ya uğrayıp alışveriş yapıyoruz.

Daha sonra bir arkadaşımızın da burada olduğunu öğrenip, bir AVM' de buluşmaya karar veriyoruz.


Uzun bir aradan sonra, bambaşka bir mekandayız. 
Arkadaşımız ile buluşup kahve içiyoruz.




       Almak istediğimiz bir kaç şey var. Yemeğimizi de burada yiyoruz.   

  

 Yağmur devam ediyor.

Geceyi AVM otoparkında geçireceğiz.

Demek ki sinemaya gidebiliriz.







Ertesi sabah, Simit Dünyasında kahvaltı yapıyoruz.

Bekleme süresi çok fazla, yediğimiz hiç bir şey de lezzetli değil.









 Bu kadar uygarlık bize, fazla bile geldi açıkçası.

Kaçmakta fayda var.......


KATRANCI KOYU




Nihayet saat 18.00 gibi Katrancı Koyuna geldik.

Maalesef burası da özel bir işletmeye verilmiş. Girişte günlük olarak 36.- ödüyoruz.

İçeriye girdiğimiz zaman buranın çadırlardan kurulmuş bir kasaba olduğunu görüyoruz.

Adeta savaş veya deprem zamanları kurulan bir çadır kent.








En öndeki bölüm, deniz kıyısı günübirlik piknikçilere ayrılmış.

Bizi çadırların arasından, mümkün olduğu kadar ön tarafa alıyorlar.




Aslında bunlara çadır da denemez. Oldukça yerleşik bir düzene geçilmiş görüntüsü var.
Çadırların, çekme karavanların önlerine verandalar yapılmış. Etrafları branda ile çevrilmiş. Kocaman buzdolapları çadırlar arasında. Tepelere TV antenleri yerleştirilmiş.

İnsanlar uzun süredir burada yaşıyormuş gibi bir hali var etrafın.






Bize ayrılan yere yerleşiyoruz.
Elektriğe bağlanıyoruz.




  Piknik masalarından birini biraz yanımıza çekip, kendi masamız haline getiriyoruz.

Günlük piknikçiler gidince etraf oldukça sakinleşiyor.

Geride neredeyse koca bir çadır ordusu olmasına rağmen neredeyse hiç gürültü yok.

Etrafta koşturup, bağırıp çağıran çocuklar bile yok.

Gece uzun bir aradan sonra ilk defa TV seyrediyoruz.





Sabah deniz harika.


                            

Kapıdaki görevliler ile konuşunca, gerçek anlaşılıyor. Bu koyu kiralayanlar, burayı bölüm bölüm yıllık olarak kiraya veriyorlarmış. Kiralanan yerin büyüklüğüne göre değişse de, yıllık kira 3.000.- civarındaymış. Genellikle de  emekliler burada yaz-kış yaşıyorlarmış.

Aşağıda kalanların uyması gereken kurallar sıralanmış durumda.

                                 



Yürüyüşe çıkıyoruz.










Yan yana 2 koy var burada. Bu 2 koyu da çok hoş bir yürüyüş yolu ile birleştirmişler.









 İkinci koy tamamen plaj olarak düzenlenmiş.

Bunlar da plaj kuralları.





Şu anda kapalı olmasına rağmen, yazları açık olan bir market var.

Duşlar ve bulaşık yıkama alanları da mevcut.



 Genel olarak temiz ve iyi düzenlenmiş bir alan.

Sahilde çok hoş taşlar var. Hemen topluyorum.

Zaten genellikle her yerden taş toplarım. Bunları da çeşitli şekillerde kullanırım.




Ertesi gün  öğleden sonra yağmur başladı.

Karavanda oturmaktansa yola çıkmaya karar veriyoruz.






Biz toparlanıp çıkana kadar saat 16.00 oldu.


Ve çok ilginç bir şey oldu. 

Kapıdaki görevliye yağmurdan dolayı bugün çıkış yapmak istediğimizi anlatınca, bizden bugünün parasını almadı.

Gerçekten şaşırdım. Demek ki böyle tavırlar da olabiliyormuş.

Açıkçası yazın civcivli günlerinde nasıl olur bilmem ama, bu mevsimde buraya tekrar gelinir bence.

17 Ekim 2017 Salı

GEMİLER KOYU



Sabah 07.20 de yola çıktık.

Hafta sonu olduğu için etraf çok kalabalık oldu. Bize de buralardan kaçmak düştü.

Yolda kullanma suyumuzu doldurup, tuvaletimizi boşalttık.


Üzümlü köyüne uğramaya karar veriyoruz. Bir arkadaşımız çok güzel taş evlerden oluşan bir köy  olduğundan bahsetmişti.

Daha önce de yazmıştım, biz bu geziyi yaparken bir taraftan da kendimize yaşayacağımız bir yer bakıyoruz. Önceleri bu iş için araba ile geziyorduk, şimdi de karavan ile yer araştırması yapıyoruz.

Üzümlü Köyü tepede, çok uzaktan Patara' ya bakıyor.
Köy bizim beklediğimiz gibi değil. Evet taş evler var ama, bu evler köyü oluşturmuyor. Köy çok iç karartıcı.

Neden biz bu kadar estetik duygusundan yoksun bir milletiz. Şimdiye kadar bir tek güzel bir köy görmedim.
Hep aynı bakımsız, zevksiz, kasabalaşmış köy dokusu.
Bağımsız tek tek taş evler var ama çok dağınık durumda.
Pazarı varmış o gün. Gözleme alıyoruz.

Yola devam...

Kaputaş Plajı' n da mola veriyoruz.







Yukarıdan çok güzel gözüküyor.

Birer kahve içip, manzaranın keyfini çıkarıyoruz.

Yine yollardayız.








Gemiler Koyu' na gitmeye karar veriyoruz.

Daha önce buraya tekne ile gelmiştik.

Hatta karaya çıkıp Af Kule Manastırı' na tırmanmıştık.

Şimdi ise bir de karadan görmek istiyoruz.








Burayı özel bir şirkete vermişler.

Araba 10.- ayrıca kişi başı 5 .-
Otobüs 50.-
Karavan için ise 80.- istiyorlar.





Duş ve tuvaletleri kullanmak istemediğimizi söylesek bile, istedikleri ücretten vazgeçmediler.

Etraf inanılmaz kirliydi. Nereleri temizliyorlar açıkçası anlayamadım.

Girmekten vazgeçip geri dönüyoruz.

Keşke hiç gelmeseydik. Büyük bir hayal kırıklığı oldu bizim için.
Tekne ile geldiğimizde, çok güzel günler geçirmiştik burada.



                                      


 Dönüşte Kayaköy' den geçiyoruz. Burayı daha önce karış karış gezmiştik. Bu sefer durmuyoruz.














Hisarönü' nden geçiyoruz.





Orman kenarında durup karnımızı doyurduk.


Biraz daha gidelim bakalım ne göreceğiz?


16 Ekim 2017 Pazartesi

KAŞ





Kaş Camping' den ayrıldık ama Kaş' tan ayrılmak istemiyoruz.

                                     






          Yol kenarında " Belediye Halk Plajı" levhasını gördük.






Hemen yol kenarına hafif bir tepenin üzerine yerleşiyoruz.  Makarna pişiriyoruz, bira ile birlikte yiyoruz. Bulunduğumuz yer çok güzel. 
Camping' de olduğumuzdan çok daha özgürüz.





 Sabah erkenden denize giriyoruz.

Yolun diğer tarafına bir karavan daha geliyor. İçinde orta yaş üzeri bir beyefendi var. Eşini kaybetmiş.

Mart ayında evinden çıkmış, hala geziyor.

Bu arada çok dikkatimi çekti. Eşini kaybetmiş veya eşinden ayrılmış, yalnız yaşayan erkekler genelde karavanda yaşamayı tercih ediyor.
Ama hiç tek başına seyahat eden bir kadın görmedim şu ana kadar. Belki vardır da, ben karşılaşmadım.

Gerçi bu ülkede, ne yazık ki bu işler çok zor.

Biz iyi niyet- barış elçisi olarak gelinlikle dünyayı dolaşan birini bile tecavüz edip, öldürmüş bir milletiz.





 Akşam üzeri keyfinin yerini de hiç bir şey tutmuyor.


İyi ki buraya gelmişiz.

Günler çok keyifli geçiyor.

Yemekler yapıyoruz, kitap okuyoruz, denize giriyoruz, sohbet ediyoruz.





 Bir gün sahilde, Kaş' ta halıcılık yapan Cengiz Bey ve arkadaşı John ile tanışıyoruz. Kendilerine kahve ikram ediyoruz. John bisikletçi imiş. İngiliz. 30 yıldır Türkiye' ye geliyormuş.

Bizi Kaş' ta ki dükkanına davet ediyor, Cengiz Bey. Mağazanın üst katında oturuyormuş.


Ertesi gün başıma bir kaza geldi.
Haşlamış olduğum karnabaharı, servis kabı ile koltuğun üzerine koymuştum. Ayağım kaydı ve ne yazık ki çok sıcak olan karnabaharın üzerine oturdum.
Yolun karşısında bulunan cafedekiler aloa veralı kremler verdiler, biraz acısını aldı.

Kaş' a indiğimizde Silverdin adlı ilacı almamız gerekiyor. Yanıklar için harika bir ilaç. Nasıl oldu da yanımıza almamışız?


Akşam üzeri Kaş' a gitmek üzere yola çıkıyoruz, yürümek 40 dk. sürüyor. Ama nasıl geçtiğini anlamıyoruz.





Eczaneye uğradıktan sonra, gelmişken bir kahve içmek için Cengiz Bey ve John' a da uğramak istiyoruz.

Ev tepede, manzara çok güzel.











 Kahve eşliğinde güzel sohbetler ile zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz.


Akşam yemeğini Kaş' ta yiyerek, 40 dakikalık dönüş yürüyüşüne başlıyoruz.