20 Aralık 2012 Perşembe

YEMEKTEYİZ 2

Kaldığımız yerden devam ediyorum, yemek yapma hikayemize.


video


video
video
video
video



Gördüğünüz gibi, tam olarak  4  saatte 10 kişi için yemek hazırlama işi bitti.

Bu arada sakın videolarda sadece sevgilimi gördüğünüz için, bütün yemekleri onun yaptığı gibi bir fikre kapılmayın. Biz herşeyi paylaşırız. Hayatın tüm güzelliklerini ve zorluklarını.

Tüm bunlardan sonra, ne dersiniz Yemekteyiz programına katılabilir miyiz sizce?

Şaka şaka Allah korusun....

Sevdiklerimize yemek yapmak, bizim için en büyük keyif.........
Yediklerimiz i,çtiklerimiz bize kaldı, 
seyretmesi de size..........

YEMEKTEYİZ 1

Yemek yapmak, özenli sofralar hazırlamak, dostlarımızı ağırlamak bizim çok keyif aldığımız durumlardır.
Sevgilimle genellikle, kim yemek yapacak kavgası yaparız. Yanlış anlamayın sakın. Sen yap-ben yapayım değil.
"Ben yapacağım, hayır ben yapacağım" çekişmeleri şeklinde sürerbu konuşmalar.

Geçenlerde saat 16.00 civarında, bir markette Şükran adında  arkadaşımla karşılaştım. O akşam yemeğe 2 arkadaşımız gelecekti ve bizde sevgilimle alışveriş yapıyorduk. Bizim gelecek misafire yemek hazırlamaya başlamak için , o saatte alışveriş yapmamıza inanamadı. "Yemeğin mümkün değil yetişmeyeceğini" ileri sürdü.
Güldük bu sözlere.
Sonra kendi aramızda konuştuk. "Gerçekten de başkaları bizim gibi değil mi acaba?" " Yemek yapmak neden herkese korkutucu geliyor?" diye.

Oysa biz inanılmaz keyif alıyoruz bu işten.

Ekim ayının sonlarına doğru, oğlumun yurtdışından misafirleri gelecekti. İçlerinde 2 türk, 2 Çekoslavak, 1 Rus ve 2 Kanadalı vardı. Birleşmiş Milletler gibi oldu ama, gerçekten de böyle. Oğlum ve bizimle birlikte yemekte toplam 10 kişi olacaktık.






Ağırlıklı olarak Türk yemekleri ikram etmek istedik.

Bir gün önce menüyü saptadık.
Ana yemek olarak:
-Hünkar Beğendi yapmaya karar verdik.
-Pilav
-Mevsim salatası
Ara sıcak olarak:
-Fırında Mantar
Zeytinyağlı olarak da:
-Barbunya
-Fava
-Kabak Çiçeği dolması
-Börülce
-Pırasa
-Yoğurtlu havuç
-Mücver
-Kadınbudu Köfte
Meze olarak:
-Garnitürlü kurutulmuş domates
-Peynir tabağı
-Hatay kırma zeytini
-Kavun
Yemek üstüne de:
-Türk Kahvesi
-Acıbadem likörü
-Lokum

Menüyü hazırladığımız anda, işimizi yarı yarıya bitmiş kabul ettik.

Ertesi gün alışverişe çıktık. Erzak ve içkilerimizi aldık.
Bu arada da sohbet ediyorduk." Acaba gerçekten hızlı mıyız, pratik miyiz, nasıl yapıyoruz bu yemekleri, nasıl yetişiyor?" Başkalarının niye gözünde büyüyor bu işler de, bizim için eğlence haline geliyor?"

Sonra bir karar verdik.
Bu kez yemek yapışımızı filme kaydedecektik.
 En azından nasıl yapıyorsunuz diyenlere bir cevabımız olacaktı.


Seyredin bakalım  Siz nasıl bulacaksınız?

video




video



video
video

Galiba bu kadar video yükünü kaldıramıyor, devamı YEMEKTEYİZ 2 yazısında.

Beni izlemeye devam edin lütfen.............

19 Aralık 2012 Çarşamba

GÖNÜL WAS HERE

Tatil mekanlarına  kış aylarında gitmeyi çok severim. 
O bomboş kumsallar, sokaklar beni inanılmaz etkiler. Kalabalığı sevmiyorum galiba. 1-2 sefer hariç, temmuz-ağustos aylarında hiç tatile çıkmamışımdır.






En keyifli tatillerim diye hatırladıklarıma bakıyorum da Ekim, Ocak, Mart gibi aylarda olmuş. Bu saydıklarım kış tatilleri değil, yazlık yörelere yapılan tatillerden bahsediyorum ben.

 Biz hiç bir zaman planlı programlı tatil yapmayız. Küçük bir çantaya eşyalarımızı koyarız ve yola çıkarız.
Nerede ne kadar kalacağımızı bilmeyiz. Herşey nereyi sevip, nerede kendimizi mutlu hissettiğimizle alakalıdır. Süreyi de sıkılmamız belirler. Sıkılıp, evimizi özlediğimiz zaman geri döneriz gittiğimiz yerlerden.

Bu sene de Kasım da yola çıktık. Orası burası derken, iyice güneye indik. Harika havalar, harika bir deniz.




Göreceğiniz fotoğraflar Kasım ayında Sarıgerme' de çekildi. 

12 Kasımda Sarıgerme' de denize girdik.
Bomboş kumsalda ayak izlerimizi bıraktık. Kuma yazılar yazdık. Bizden başka kimsenin olmadığı koskoca kumsalın keyfini doya doya yaşadık. Yürüdük, kitap okuduk, müzik dinledik.

İnanılmaz bir sessizlikte, sadece dalgaların sesini dinleyerek uyuduk.



 

 Kumsalda kum zambakları vardı. Bir tanesini dikkatlice söküp eve getirdim. Cam bir kaba kum doldurup diktim. Sanırım tuttu. Şu anda evde kum zambağı yetiştiriyorum.

Fazla söze gerek yok sanırım. I was there.




16 Aralık 2012 Pazar

DOĞANIN BİZE HEDİYELERİ

Her ne kadar dekorasyon konusunda yazmak istesem de, farklı konular çıkıyor karşıma.
Sonra düşünüyorum da, belki de her güzellik ve estetik anlayışı da, hayatı dekore etmek ile ilgili değil mi?



Hatta doğadaki güzellikler de bir anlamda hayatımızı güzelleştirmek ve dekore etmek için varlar.

Geçenler de İzmir' e gitmiştik. Oraya gitmişken, Sığacık' a uğramamak olmaz. Sığacık, dünyadaki yavaş şehir seçilen yerlerden biri.
Gerçi pazar günleri giderseniz, kurulan el sanatları ve yiyecek pazarı yüzünden pek yavaşlığı kalmamış oluyor ya. Civar illerden bile gelenler var pazar günü.

Biz de bir pazar günü oradaydık. Köy meydanında ettiğimiz kahvaltıdan sonra, sevgilimin dayısına ait mandalina bahçesine gittik. Ben mandalinaya bayılırım. En sevdiğim kış meyvasıdır.

Aman tanrım , mandalina bahçesini görünce kendimi kaybettim galiba.

Her ağaçtan, en güzelini seçerek, sadece bir tek mandalina topladım.

Bu arada bir şey öğrendim. Mandalinalar koparılmaz, kesilirmiş. Yoksa o koparılan yerden ertesi sene meyva vermezmiş.
Eve neredeyse 15-20 kilo mandalina ile döndük.


Aşağıdaki fotoğrafları görünce sanırım ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Doğa bize inanılmaz estetik hediyeler veriyor.















14 Aralık 2012 Cuma

HADİ KAHVALTIYI BAHÇEDE EDELİM

Bu hafta dekorasyon ile ilgili bir yazı yazmak yerine biraz içinizi ısıtmak istedim.

Biliyorsunuz havalar artık iyice  soğudu, kış geldi bile. Ama 15-20 gün öncesine kadar hala sıcaktı.
Ben açıkçası çok sıcağı sevmem. Bizim yatak odamızın camı yaz kış açıktır. Soğukta uyumayı severim. Sıcacık yorganın arasından, temiz hava solumak isterim. Sevgilim de alıştı artık. Başlarda üşüyorum falan dediyse de , artık O da benim gibi sıcakta uyumaktan rahatsız oluyor.

Yanlış anlamayın, çok sıcağı sevmem dediysem de güneşi severim. Güneşi tenimde hissetmek, her zaman kendimi mutlu hissetmemi sağlar.
Bu yüzden ne zaman güneş bulutların arasından azıcık yüzünü gösterse, hemen açık havaya  çıkmak isterim.

Geçenlerde  yine böyle güneşli bir gün yakaladım. Gözümü yatağa vuran güneş ışıkları ile açtım.

"Kahvaltıyı bahçede edelim" diye fırladım yataktan.

Sonbahar geldi diye bahçeyi toplamıştık artık. Koltuklar üst üste konmuş, minderler toplanmıştı çoktan.
Ama böyle bir şey beni asla durduramazdı. Evdeki tüm mırın kırın edişlere kulaklarımı tıkadım.

 Önce yemek masasını, bahçenin en güneş gören yerine taşıdık.


 




 Sonra yıkayıp kaldırdığımız minderlere geldi sıra.

Bu konuda biraz tembellik ettik açıkçası. Daha doğrusu, sevgilim, birazdan güneş çekilince içeri kaçmak zorunda kalacağımız bu kısıtlı süre içinde, bu kadar geniş çaplı bir operasyon düzenlemeyi reddetti. Bu yüzden de büyük koltuğun minderlerini çıkarmak yerine, sandalye minderleri ile yetinmek zorunda kaldık.




 





Sonra hevesle mutfağa koştuk.
 Hemen hazırlığa giriştik. Peynirler, domatesler, biberler, zeytinler, reçeller tabaklara yerleştirildi. Yanına maydanoz, tere gibi yeşillikler yıkandı.

Çay ateşe kondu.



 





  Bol yumurtalı, maydanozlu bir omlet için, tava ocağa yerleştirildi.






 Yemek yerken keyfimiz, eksik kalmasın diye gazeteler  ve taze ekmekler alındı.




 Bu güzel güneşli günde keyifli bir kahvaltı yapmak için herşey hazırdı artık.










 Aslında mutlu olmak ne kadar basit değil mi?

Yanlızca, biraz heves, biraz özen, biraz istek. 
En basit bir kahvaltı masasının hazırlanması ve açık havada ailece edilecek bir kahvaltı bile insanı mutlu etmeye yetiyor.
 En azından beni fazlasıyla mutlu ediyor.

Not: Gerçekten de bu keyfimiz 2 saat kadar sürebildi. Üşüyünce önce kazakları giydik, ardından içeri kaçmak zorunda kaldık. Ama bu bile harikaydı.















1 Aralık 2012 Cumartesi

SUDA OLMAK







 Bu tasarımı kendimi bildim bileli uygulamak istemişimdir. 

 Aşağıdaki fotoğrafta görülen çok basit bir uygulama şekli. Bu fotoğrafta Ev zaten deniz kenarında .
Suyun içinde direkler üzerine oturtulan bir evin altını cam yapmak tabii ki çok basit bir işlem. Zaten farklı bir şey olsa şaşardım.

Ama benim istediğim bunu normal bir evde yapmak. Loft bir mekanın bu iş için çok uygun olacağını düşünüyorum.
 Evlerinin alt katlarında yüzme havuzu olanlar, nasıl tavanlarını cam yapmazlar ki?
Böylelikle alt katta yüzenleri üstten seyretmek, ya da kimsenin  yüzmediği sırada, üst katta dolaşırken aşağıda suyu görmek harika olurdu.

Ne yazık ki bu tarz uygulamaları Türkiye de yapılan evlerde hemen hemen hiç göremiyoruz.
Standartların dışına çıkmak çok nadir rastlanan bir şey.

Aynı moda olduğunda, hemen hemen herkes tarafından kullanılan kıyafetler gibi, saçlar gibi......

Hadi cesaret farklı mekanlar yaratalım. Sıkıcı sıradan, birbirini tekrarlayan görüntülerden kurtulalım artık......






İşte farklı bir banyo uygulaması. Bahçeye açılan sürgülü bir kapı ve yeşillikler, size banyo yapmaktan çok,  doğanın içinde yüzdüğünüz hissi verecektir.

Bence site içindeki bir evde bile uygulanabilir. Tek taraflı cam kullanılması, içerisinin görünme olasılığını ortadan kaldıracaktır.








İstanbul' da yüzme havuzu olan yığınla tesis var. Özellikle spor amaçlı kullanılanlar, sabah ve akşam çok yoğun olmasına rağmen, gün ortasında ne yazık ki tam randımanlı kullanılamamaktadır.

Oysa en azından gündüz saatlerinde sinema haline dönüştürülse, inanılmaz bir rağbet göreceğini düşünmekteyim.

Tatil yöreleri dışında, şehir yaşamında şu ana kadar bir uygulamasına rastlamadım ne yazık ki.

Belki de ben görmemiş olabilirim, siz gördünüz mü?