22 Mart 2013 Cuma

YOĞURT, DİŞ MACUNU VE OTLAR

Hiçbir şey insana kendi yaptığı, ürettiği kadar keyif veremez diye düşünüyorum.

Geçen gün de yoğurt yaptım.

Oğlum bebekken, yoğurt makinası kullanarak, çok fazla yoğurt yapmıştım.
Ama bu sefer, kapıdan aldığım, taze sıkılmış, daha sıcak sıcak getirilmiş sütle, annelerimizin yöntemleri ile denedim yogurt yapma işini.






Yandaki evde oturan Alman bir komşum var. Mümkün olabilecek herşeyi evde yapmayı tercih edenlerden. Onun da devamlı gelen bir sütçüsü var. Konuşurken laf arasında sütçüden ve getirdiği mis gibi sütlerden bahsedince, ben de denemek istedim. 

Önce aldığım sütü iyice kaynattım. Bu arada süt kaynarken üzerinde oluşan kaymağı da ayrı bir yere topladım. Şu anda evde harika bir de kaymağım var.



                                 
                                      Yoğurdu mayalamak için, Anke' den mayalık  yoğurt aldım .




 İyice kaynayan sütü soğumaya bıraktım. Parmağım yanmayacak kadar soğuduğu zaman, mayalanmaya hazır hale gelmiş demekti.



                          Mayalık yoğurdu, ılınmış sütle biraz karıştırarak yoğunluğunu azalttım.



                                         
                                                Sulanmış mayalık yoğurdu, süte karıştırdım.




                                                  
                                                   Sonra tencerenin ağzını sıkıca kapattım.







 Tencereyi de sıcak tutacak bir battaniye ile sıkıca sararak mayalanmaya bıraktım.
 Ertesi sabah harika bir yoğurt bizi bekliyordu.
Bir kısmını da süzerek, süzme yoğurt haline getirdim.



Hazır başlamışken bir de diş macunu tarifi vermek istiyorum.


Son bir şey daha, bunu da deneyin derim:





Not: Bu arada yaptım, ettim diye anlatıyorum ama, şu aralar kolum rahatsız diye bazı işleri sevgilim hallediyor. Hakkını yemek istemem doğrusu.

SALYANGOZ YAHNİSİ PİŞİRMEK

Geçenlerde inanılmaz bir yağmur yağdı. Evden çıkmamak için iyi bir sebep ama, köpeğiniz varsa ne yazık ki bu mümkün olmuyor. En azından benim için mümkün de, sevgilim için değil.
Anlayacağınız o gün yağmur bahanesi ile, yataktan çıkmadım. Elbette sevgilim ve çamurlara bulanmış bir halde olan Bishop eve dönene kadar.
Aslında mutfaktan gelen seslere uyandım. Aşağı indiğim de karşılaştığım manzara şuydu.


Ellerine eldiven geçirmiş bir şekilde, süzgeçin içindekileri yüzünde mutlu bir gülümseme ile yıkayan sevgilim.
Ne olduğunu sorduğumda ise, gururla, ormandan topladıklarını gösterdi.

Koca bir kap dolusu salyangoz.





 Ne yapmayı planladığını sorduğumda, aldığım cevap ise YAHNİ oldu.

İkimizde farklı yemekler, tatlar denemeyi severiz.
Nasıl yapılacağı hakkında bir fikrimiz yoktu ama, internetten biraz araştırınca bolca tarifle karşılaştık.

Ayrıca Ege yöresinde çok uzun süredir yemeğinin yapıldığını da öğrendik.


 Haydi işe koyulalım dedik.
Daha doğrusu O pişirmeye, ben de fotoğraf makinamı kapıp görüntülemeye.

Öncelikle bol sirkeli su ile defalarca yıkadı. Ta ki sümükleri gidene kadar.
Sonra haşlanması için bir tencereye koyup ateşe koydu.



Haşlanma sırasında, suda biriken köpükleri kaşıkla üzerinden aldı.



Haşlanan su neredeyse yeşile dönmüştü.
Aslında 48 saat kapalı bir kapta bırakırsan, hayvanın bağırsaklarındaki çimen daha kolay temizlenirmiş.

Sudan alıp tekrar yıkadı ve tekrar haşladı.





Böylelikle hayvanlar kendilerini kabuklarından dışarı bıraktılar. 






 Tüm salyangozları kabuklarından çıkarıp, arka taraflarında kalan siyah renkli bağırsaklarını attı.
Ve tekrar yıkadı.




Ortaya midye, ya da et benzeri bir şey çıktı.



Ben geride kalan kabuklara bayıldım. Bunları ayırdım.
Kurutmak üzere, başka yere aldım.
Kuruduktan sonra, şeffaf oje ile cilalayıp, dekoratif olarak kullanmak istiyorum.
Renkleri ve desenleri harika çünkü.....


Sıra geldi yahniyi pişirmeye......
Biber, domates, sarmısak, soğan, 1 bardak kırmızı şarap, defne yaprağı, kimyon, karabiber, kırmızı biber, tuz, mantar ( mantarlar soyularak, ateşten inmesine yakın atıldı)
hazırlandı.







 Kısık ateşte yaklaşık olarak 40 dakika pişirdi.










                                 Veeeee..... ortaya bu harika tabak çıktı.



İnanılmaz lezzetli oldu. Kesinlikle et yahnisine çok benziyordu tadı.

Eğer yemek konusunda tutucu değilseniz, Bence deneyin derim.


16 Mart 2013 Cumartesi

SIKICI BİR İŞ NASIL KEYFE DÖNÜŞTÜRÜLÜR?

Geçen gün yapmamız gereken sıkıcı bir işimiz vardı. Arabayı 30.000 km. bakımına götürmek.
Bu  işi daha fazla erteleyemeyeceğimize göre, elimizde iki alternatif vardı. Ya sevgilim götürüp bırakacak ve akşam gidip alacaktı. Bu durumda ben evde kalacaktım ve bütün günümüz bölünecekti.
Ya da bu olayı özel bir gün haline çevirecektik.

Tercihimiz ikinciden yana oldu.
İşte sıkıcı bir iş yapmanın, nasıl keyfe dönüştüğünün hikayesi:

Saat 07:30

Sevgilim, köpeğimizi tuvalet ve koşma ihtiyaçları için, evimizin yakınlarında bulunan ormana götürdü. Ben de o arada evi toparladım. Onlar geziden dönünce, köpeğimizi yıkadık ve giydirdik. Yani tasmasını ve fularını taktık. Bizde giyinip saat 09.00 da hep birlikte evden çıktık.

Saat 09:30

Arabayı servise bıraktık. Köpekle birlikte bir taksiye binemeyeceğimiz için, servisten bir şöför bizi Kadıköy' e bıraktı.

Saat 10:00

Harika bir hava var ve biz Kadıköy iskelesindeyiz.


İnsanlar işe gidiyorlar. Her tarafta inanılmaz bir hareketlilik var. Güneşli bir günde sokakta olmanın keyfini çıkarıyoruz. Denize karşı bir banka oturduk. Bishop, gemi düdüklerinden biraz ürktü önce. Çok tatlı bir görünüşü olduğundan, önümüzden geçenler Ona bayılıyor.
Hemen ilerideki simitçiden taze simitler alıyoruz. Simitçi 1.- karşılığı, içlerine krem peynir sürüyor. Arkadaki büfeden aldığımız çaylar ise, bu keyfi tamamlamaya yetiyor. Ben peynir için istenilen parayı fazla buldum ama, çok da söylenmedim.
Ortamı bozmanın alemi yok açıkçası.




Saat 11:00

Yerimizden kalkıp, Moda' ya doğru yürümeye başlıyoruz. Buraları inanılmaz değişmiş. Uzun zamandır, Moda sahillerine gelmemiştim. İşim olduğunda, genellikle de arabalı olduğum için,  park yeri bulma sorunu , bu güzellikleri görmemi engelliyordu.



 Bütün Moda kıyıları inanılmaz bir park haline dönüşmüş. Her yer yemyeşil. Kimi çocuğunu, kimi köpeğini gezdiriyor.
Bir ara ne kadar çok çalışmayan insan var diye düşündüm.





 Okuyacak gazete, dergi gibi bir şeyler ve su almak için bizimkileri bankta yayılırken bırakıp, Moda sokaklarına daldım.
Döndüğümde bizimkileri, Bishop'u sevmek için etraflarına toplanmış kadın ve çocuk ordusu ile buldum.
Laf aramızda-erkekler bebekler ve hayvanlar ile sokakta yalnız bırakılmamalıdır- çok çekici oluyorlar.

Saat 13:00:

 Kadıköy sokaklarında dolaşmak üzere, parktan ve sahilden ayrıldık.




 Kadıköy Halk Eğitim Merkezine girip, aylık program sorduk. Yokmuş. Tek tek oyunların duyurularını basıyorlarmış, nedense !
Bahçesine, yanda gördüğünüz masklardan yerleştirmişler.Enteresan duruyordu.



Kadıköy' den Altıyola inen, tramvay hattının yanındaki taşları boyamışlar.
Ben çok beğendim.





Yol kenarındaki bu banklar da çok şık gözüküyor.
Ama uzun süre oturunca, insanın poposu üşüyor doğrusu.



Kadıköy sinemasında "Kelebeğin rüyası" oynuyordu.
Yanımızda köpeğimiz olduğu için giremedik.
Bu filmi görmek istiyoruz, neyse başka bir gün inşallah.

Saat 14:30:

Karnımız acıktı."Edirne Kırkpınar Lokantası" 'ndan harika kokular geliyor.
Meydan AVM' de ki Bu Yaka' nın içinde de yerleri var. Daha önce orada yemiştik. Çok lezzetli olduğunu biliyoruz.



Sevgilim harika Edirne ciğeri yedi.



Ben de Karalahana sarması.
Dışarıda, genellikle evde yapmakla uğraşmadığım yemekleri yemeği tercih ediyorum.
Galiba tembellikten olacak, sarma yemeği çok sevmeme rağmen, yapmaktan sıkılıyorum.
Çok lezzetliydi.




Saat 15:30:


Tekrar sokaklardayız.
Biraz da şans oyunları zamanı.

Süper Loto ve 10 numara oynuyorum. Sevgilim de milli piyango bileti alıyor.


 Bir handa, asker ve outdoor malzemeleri satan bir dükkandayız.
Köpeğimizin boynuna asmak için künye yazdırıyoruz.
Adı ve telefon numaralarımızın bulunduğu bu künyeyi boynuna taktığımızda içimiz rahatlıyor.


Sürekli bir şekilde ve kararlılıkla sigarayı bırakmaya çalışıyoruz.
Şimdilik bırakmayı başaramamışsak da, en azından daha az içmenin yollarını arıyoruz. Sarma sigara içmek de bu işin bir parçası.
Bu yüzden tütün alıyoruz.
İçimi hoş ve yumuşak kilosu 60.-
Şimdilik 250 gr. yeter.


 Artık kitapçı zamanı.
Burası Akmar pasajı.Almak istediğim dünya kadar kitap var.
İlk olarak Ece Temelkuran' ın "Düğümlere üfleyen kadınlar" ı ile başlıyorum, kitap seçme işime.



Sırada Alkım Kitapevi var. Oradan da " Game of Thrones" serisinin "Kralların Çarpışması" ve  "Kargaların Ziyafeti" kitapları alındı.





Yol kenarındaki bu yeşil başlı ördeğe, biz de, Bishop' da bayıldı.
Belki de hayatında ilk defa karşılaşıyordu bir ördekle.
(Biz onu bir barınaktan aldığımız için, geçmişini çok bilmiyoruz)







Saat 17:00:
                                                                                   
Kahve molası zamanı. Ekspresso ve filtre kahve içerken, sigaralarımızı keyifle yakıyoruz.



 Saat 17:30:

Servisten telefon geldi. Arabamız hazırmış. Bizi Kadıköy' e bırakan arkadaş gelip alacakmış ama, biraz işi varmış.
Bunun üzerine o yöne doğru yürümeye karar veriyoruz.
İşte Haydarpaşa Garı.
Bu görüntü, içimi hep bir yerlere gitme isteği ile doldurur. Yataklı trenlere ise bayılırım.






Bu arada iyi ki elimizdekileri  - gün içinde edindiklerimiz, evden çıkarken hiçbiri yoktu- taşımak için bir sırt çantası almışız.




 Otoban kenarında gördüğümüz mor çiçekler harikaydı. Biberiyeye benzettik ama, tam da emin olamadık. Dayanamayıp biraz topladım.



Saat 20:30:

Beyoğlu' ndayız. Arabamızın işlemleri bitmiş. Ödememizi yapıp, pırıl pırıl bakımlı arabamızı teslim aldık.( Bu arada 1.000.- tuttu.Arabayı satıp taksi kullanmak daha mı mantıklı diye, düşünmüyor değilim açıkçası)

Eve dönüp,duş alıp giyindik ve İstklale geldik. Old City Comedy Club' da Alpay Erdem var bu akşam.




Gece çıkışta, Hisarüstü' nde  arkadaşlarımızın işlettiği "İspendek" isimli mekana uğradık. İstanbul' da olta balığı yiyebileceğiniz, ender mekanlardan biri burası. Fiyatları da gayet makul.

Saat 02:00:

Artık eve dönüyoruz. Dolu dolu harika bir gün geçirdik.
Gerçi yürümekten bacaklarımız şimdiden ağrımaya başladı ama, asıl acısı yarın çıkacak biliyorum.

Böylelikle arabanın servise götürülme işi de aradan çıkmış oldu.
Biz arabayı servise götürdüğümüz günü değil, harika geçen bir günü hatırlayacağız hep.............

İyi geceler, ya da iyi sabahlar...........

8 Mart 2013 Cuma

BİR HAFTADA DÜZ BİR KARIN

Televizyonlardan duyduğum kadarıyla, bugün  
" DÜNYA KADINLAR GÜNÜ" imiş.
Ben böyle şeylere çok aldırmıyorum.

Eğer 8 Mart kadınlar günüyse, geri kalan 364 gün, erkekler günü mü?

Lütfedip, bizlere bir gün mü ayırmışlar.!!!!

Yine de, madem böyle bir gün var, benim de kadınlara bir hediyem olsun.
Sizlere düz bir karına nasıl sahip olacağınızı söyleyeceğim.
Daha doğrusu Dr. Mehmet Öz' den alıntı yapacağım.