12 Eylül 2013 Perşembe

KÜDÜR YARIMADASI -KAMP GÜNLÜKLERİ 2

İnsanoğlu denilen varlık herşeye çok çabuk adapte oluyor.

Bir süre sonra günlük hayatımız şöyle akmaya başladı.

Sabah 05:30-06:00 civarında kalkıyoruz. Hemen suya giriyoruz. Güneşin doğuşunu suda karşılamak, ikimize de çok keyif veren anlardan biri.
Arkasından kahvelerimizi içip sessizliğin tadını çıkarıyoruz.- Bu arada ikimizde insanlardan uzak yaşamaya bayıldığımızı farkettik.-

Bazı günler kampımızın ortasından inekler geçiyor. Bishop' un deli gibi havlaması ile yerimizden sıçrıyoruz. İnekleri sanırım yazın otlasınlar diye köylüler bırakmış. Yakalayıp, sütünü sağma fikrim, sevgilim tarafından sıcak karşılanmıyor.

Bazı sabahlar da koyumuza teknelerin yanaştığını görüyoruz.





Geceleri karanlık olduğundan, bulaşık işini halledemiyoruz. Buzluk olarak aldığımız kabın bir işe yaramadığından bahsetmiştim. İşte o kabın işini deterjanlı su ile dolduruyoruz.-Deniz suyu tabii ki- Akşamları çıkan bütün bulaşıklarımızı-bulaşık makinası adını verdiğimiz-kaba doldurup ağzını kapatıyoruz. Böylelikle sabaha kadar karıncalanmadan, yağları yumuşamış bir şekilde bizi bekliyor.

Burada bulaşık yıkamak, aynı zamanda güneşlenmek demek.






Deniz kenarında yıkanan bulaşıklar, önce deniz suyu ile çalkalanıyor. Daha sonra ise tatlı sudan geçiriliyor.

Ne yazık ki tatlı su işi biraz sorun. Yaklaşık 4 km. uzaktaki bir çeşmeden, 19 litrelik bidonlara doldurup taşıyoruz. Ben sadece doldurma bölümünde yardımcı olabiliyorum.

Bu çeşme, şehit teğmen "Tahsin Barutçu" adına yaptırılmış bir hayrat. Kaldığımız ve buradan su taşıdığımız her gün için benden dua aldı. Çünkü sevgilim tüm bu süreçte neredeyse 2,5 ton su taşıdı.



Günlük ihtiyaçlarımızı ve buzlarımızı temin ettiğimiz Cantin isimli markete de buradan sevgiler.

Sandwiç yiyerek geçirdiğimiz öğle yemeklerini, şezlonglarımıza uzanıp kitaplarımızı okuduğumuz saatler takip ediyor.

Artık akşamüzeri içkilerinin zamanı geldi. Günün en mutluluk ve huzur dolu saatleri.



Birazdan akşam yemeği hazırlıkları başlayacak. Benim sevgilim inanılmaz iyi bir avcıdır. Aynı zamanda harika yemek yapar.Burada balığa, ahtapota doyduk. Mangal yakmanın ve masa hazırlamanın zamanı.


Yemek keyfinden ve sohbetten sonra iyice karanlık bastırıyor. Mehtap varsa sorun yok. Ama yok sa önümüzü görmek ciddi sorun oluyor. Mumlar ve ağaçlara astığımız küçük fenerler bu konuda imdadımıza yetişiyor.

Ben nerede olusam olayım, kitap okumadan uyuyamam.Ayrıca son kadeh içkimi ve sigaramı yatakta kitap okurken içmek isterim. Çadırın içine astığımız lamba, bu sorunu çözdü.
Ama zamanla işleri ilerlettik. Madencilerinkine benzeyen kafa lambalarından aldık.

Böylece gece kampta dolaşırken de rahat ettik. Birşeyleri toplarken ellerimiz boş kalmış oluyordu.
İstanbul' da gece 03:00 den önce yatmayan biz, orada kaçta yatıyorduk dersiniz?
İnanmayacaksınız ama en geç 10:00.

Doğada yaşamaya başlayınca, içgüdülerin harekete geçtiğini bir kez daha gördüm. Gün doğumuyla başlayan hayatımız, hava kararınca yerini uykuya terketmek istiyordu.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder