14 Eylül 2015 Pazartesi

BOZCAADA

Sabah 07:00 gibi Assos' tan hareket etmiştik.









 09:00 Bozcaada feribotunu yakaladık. Feribota 120 ₺ ödedik. Bu fiyat gidiş-dönüş biletin fiyatı.

Kimsenin adada kalmayacağını varsayıyorlar. Giden nasıl olsa geri dönecek diye düşünüyorlar.
Nereden biliyorsunuz ? Belki ben Haziranda gidip 6 ay sonra döneceğim.
Böyle söylemek bir şey ifade etmiyor. Parayı peşin peşin ödüyorsunuz.




Bozcaada' ya daha önce de gelmiştik ama ilk defa karavan ile geliyoruz.
Kendimize kalacak bir yer bulmak için adayı dolaşmaya başladık.






 Önce adanın arkasına rüzgar güllerinin oraya gittik.








 Sahile inmek için oradan geçemeyince, aralardan kestirme bir yol bulduk.


 Adanın tam arkasına geçtik.










 Ama burası haliyle çok rüzgar alıyor.



İlerde yol kenarında nispeten rüzgarsız bir yer buluyoruz.


 Yan tarafta, içinde bir çift olan karavan gibi döşenmiş  bir minibüs var.Onlar da geceyi burada geçireceklermiş.
 Bize çay ikram etmek istiyorlar. Ama biz" daha kahvaltı etmediğimizi, öncelikle bir şeyler yemek istediğimizi"söylüyoruz.

Bunun üzerine, sonradan adlarının Ali ve Elima olduğunu öğrendiğimiz çift bize bir demlik dolusu çay ve yumurtalı ekmek getiriyor ve nedense, biz denize girdiğimizde , veda bile etmeden arabalarına binip oradan ayrılıyor.

Bu davranışa hiç bir anlam veremedik, ve ekmekleri yemeden öncede  biraz düşündük doğrusu.

"Kimsenin olmadığı bir yerdeyiz, acaba içinde uyku ilacı gibi bir şey olabilir mi "diye.

Sonra paranoyaklık etmekten vazgeçtik.

Yol kenarında kalmak Bişhop ile hiç rahat olmuyor, "yola çıkmasın, başına bir şey gelmesin" diye devamlı gözümüz üzerinde.

Kalacak başka bir yer bakmaya karar veriyoruz.

Sonunda gönlümüze göre bir yer buluyoruz.









 Sevgilim hemen dalmaya karar veriyor.

 Vurduğu balıklar akşam için hazırlanıyor.




Sahilde ateşimizi yakıyoruz.

 





 Bomboş bir koydayız. Bizden başka hiç kimse yok. Yoldan aşağıda olduğumuz için de hiç bir yerden gözükmüyoruz.

Burası bizim özel koyumuz.



 Çok enteresan şekilde karaya oturmuş bir gemi var aynı zamanda.



 Gece olağanüstü güzel.

Adeta cennette gibiyiz. 

Hayatımızın sonuna kadar, burada yalnız, sadece ikimiz yaşayabileceğimizi konuşuyoruz.





Sabah özel kumsalımızda yüzüyoruz.

Sonra duşumuzu alıp, giyinip, adanın içine iniyoruz.

Burada bir arkadaşımızın minik bir oteli var. Dionysos butik otel. Nefis kahvaltı ve yemekler yapıyorlar.

Kahvaltıya oraya gidiyoruz.





Otelde arkadaşlarımızın arkadaşları olan Bülent ve Banu ile tanıştık. Bugün onlarda İstanbul' a dönecekler.

Bizim de zamanımız doldu. Ne yazık ki biz de artık dönmek zorundayız.

Bişhop bile yoruldu.


Bozcaada' dan kalkan 12:00 feribotuna biniyoruz.

Dönüyoruz artık..................

ASSOS

Akşam üzeri Assos' a geldik. Hedefimiz, internetteki fotoğraflarında çok hoş görünen  Kadırga Koyu' n da Club Beyaz' a gitmek.

Ama geldiğimizde bizi buraya almıyorlar.

Çok geniş bir bahçesi olmasına rağmen karavan ile konaklamamıza izin vermiyorlar.
Daha doğrusu bizi karşılayan kişi, kendisi için bir mahsuru olmayacağını, bizi ağırlamaktan keyif duyacağını söylüyor ama mutlaka patrona sorması gerektiğini ekliyor.

Ne hikmetse patrondan izin çıkmıyor.

Bizi beğenmedi.

Vazgeçip Behramkale' ye geldik.

Karavanla sahile inmek isteyince olanlar oldu.

Koca karavan bu yollara sığmadı. Güç bela geri geri çıktık.

Bu arada herkes seyretmesine rağmen," aşağı inmeyin, manevra yapamazsınız" demediler.




 Yolun yukarısına, limana tepeden bakacak şekilde, yol kenarına park ettik.



Köye yürümeye karar verdik.










Deniz kenarında nefes alacak bir  yer bile kalmamış.
Her tarafı kapatmışlar, işgal etmişler.


Mendireğe giden yolu da bir otel kapatmış.



Burada kendi özel plajlarını yaratmışlar.



Yokuştan inince sola doğru yürüdüğünüzde de farklı bir durum yok.



Buralarda da tesislerden denize ulaşamıyorsunuz.






İşte kıyıların durumu.

Ne arabanızla gelecek bir yer kalmış, ne de denize girilecek bir yer.

İskelelerin üzerine inşa edilen güneşlenme teraslarını parası karşılığı kullanabiliyorsunuz.






Köyün içinde bizim için yapacak bir şey yok.

Yemek fiyatları bile uçuk şekilde.

Geri dönüyoruz.






Kendi yerimiz çok daha güzel.

Her şeye tepeden bakıyoruz burada.









 Gece limanın üstünde, yol kenarında yatıyoruz.

Arkamıza bir tane de çekme karavan park ediyor.


Sabah 05:30 da uyanıyoruz. Muhteşem bir ay var.
Kahvelerimizi içerken, manzaranın ve sessizliğin keyfini çıkarıyoruz.








07:00 gibi Assos' u denize bile giremeden terk ediyoruz.

11 Eylül 2015 Cuma

ÇANDARLI-ALİAĞA

Sabah 10.30 gibi yola çıktık.
İzmir-Dikili-Bademli -Denizköy hattını takip ediyoruz.

Saat 12.30 gibi Çandarlı' ya geldik.



Sahile park edip yemek yenecek yer aramaya başladık.




Sonunda Çandarlı' nın gerçek adını taşıyan bir lokantaya oturduk.


PİTANE






Pitane Adı Nereden Geliyor
Pitane Adı Nereden Geliyor Sayın Bilge Umar Pitana kelimesinin Luvi/Pelasgos dilinde “Suyu bol olan yöre” olarak adlandırmaktadır. Hitit belgelerinde adı geçen Pitassa yani P(a)-ida-(a)ssa kentinin anlamı da “Suyu bol olan kent” demektir. 

Son derece lezzetli olan yemeğe 28₺ ödedik.


Daha sonra kalacak bir yer aramaya başladık.

Bir orman yoluna saptık, amacımız yarımadanın karşı ucuna geçmek.




Sonunda tam burunda tam bitmemiş ya da açılma hazırlıkları yapan bir tesis bulduk.



Sevgilim burada kalıp kalamayacağımızı sormak için adamlarla konuşmaya gitti. Bizde Bişhop ile arabada beklemeye başladık.


Hayır burada kalamıyoruz. Buranın ne olduğunu bile tam anlayamadık. Çok geniş bir orman arazisinin içinde garip bir yer.............
Etrafta mafya kılıklı adamlar var. Bir tesis ama para ödenerek bile kalınamıyor???





 Vazgeçip geri dönüyoruz.

Yolda Aliağa' da gemi sökümü mallarını satan bir yere uğruyoruz.







Aklınıza bir gemiden çıkması muhtemel ne gelirse burada satılıyor.
Lumbozlara bayıldım.


 Amforalar





Camlar
 Kapılar


 Bir şeyler almamak için kendimi zor tutuyorum.

Doğrudan İstanbul' a gidiyor olsaydık, mutlaka arabayı doldurmuştum bile.
Ama seyahatimiz devam ediyor, daha gezecek erler var.

Assosa gitmeye karar veriyoruz.