26 Haziran 2016 Pazar

AYVALIK-MUTLU KÖY

Bugün Ayvalık' tayız.

Ayvalıkta çok arkadaşımız var. Özellikle reklam sektöründen ayrılıp buraya yerleşen oldukça fazla tanıdığım var.

İstanbul' a yakın, oldukça uygar bir yer. Bize buraya yerleşmemizin en doğrusu olduğunu söylüyorlar.

Bugün biraz eski rum evlerine bakmak istiyorum.

Ayvalık sokaklarına dalıyoruz.

                                                            




                 


Temel'in bile zengini makbul artık


Ağacın yaşı için istatistik yapıldığını ilk defa görüyorum

Ayvalık' ta ev fiyatları çok değişken.Yapılı olmayanların fiyatları büyüklüklerine ve yerine göre 95.000-300.000 .- arasında değişiyor.

İçi yapılmış bir ev buluyorum. Mal sahibi İngilizmiş. Oldukça tepede ama geniş bir bahçesi var.

Zaten burada bir ev olacaksa mutlaka bahçesi olmalı.

                                                           


Ne yazık ki içini görme fırsatım olmuyor. Bu hali ile 225.000₺ isteniyor. Ancak Haziran ayında görebileceğim.

Aslında bir fil damı ya da buradaki adı ile bir deve damı bulabilsem çok iyi olacak. Açık mekan çok hoş bir ev olabilir. 60.000-70.000.- civarında bulabileceğimi söylüyorlar.

Bugünlük yeter. Şimdi arkadaşlarımızı görme zamanı.

            

Likör zamanına yetişiyoruz.

Yemekte Mutlu Köy' den bahsediyorlar. Ayvalık' a 7 km. uzakta bir köy.

Sabah ilk iş bu köye bakıyoruz.

İlk gördüğümüz arazi Mutlu Köy yolu üzerinde 29 dönüm bir zeytinlik. Fiyatı 500.000.- İçinde elektrik var. Su için kuyu açmak gerekiyor.


              


İkinci baktığımız  köyün hemen altında bir arazi. İçinden bir dere akıyor. Hafif meyilli bir arazi. Hemen arkasını TIRSAN' ın sahipleri almışlar. Burası 16 dönüm , 200.000.- isteniyor. Elektrik için en az 10 direklik bir mesafe var. Çok beğeniyorum ama, elektrik bir sorun.






Bir tane de köyün içinde, daha doğrusu çıkışında bir yer görüyoruz. 18 dönüm 300.000.- Burasının da elektriği var. Ama köyün çok içinde.


Civar köyleri de dolaşıyoruz. Murateli taraflarına gidiyoruz.





Akşam yemekte dostlarımız ile bir araya geliyoruz.




 Sabah tekrar yola çıkacağımız için, Cunda yerine Ayvalık' ın içinde Konak pansiyonda kalıyoruz.
Ne zaman Ayvalık' ın içinde kalmak istesek, buraya geliriz.

Sezon dışında bizden başka kimse olmaz. Telefon açarız, sahipleri otelin anahtarlarını getirir. İstediğimiz odada konaklarız. Sabahta parayı resepsiyonun oraya bırakır, kapıyı çeker, çıkarız.







 Bu seferde 80.- yı resepsiyona bırakıp, sabah erkenden yola çıkıyoruz.














23 Haziran 2016 Perşembe

BADEMLİ-KORUOBA-DEMİRCİKÖY-TAYLIELİ

Bu  sabah Bademli Köyüne doğru yola çıktık.

Köy meydanında oturan yaşlılara buralarda bir emlakçı olup olmadığını sorduk. Gösterdiler ama, tavırlarından bu kişiden pek de hoşlanmadıklarını anladık.

Oysa gittiğimizde çok hoş bir mekan ve bu işlerden iyi anlayan İstanbullu biriyle karşılaştık.


 Emlakçı  el sanatları satan bir şekilde döşenmiş. Aynı zamanda bir lokal görevi de görüyor.

Bizi Balaban Altı denilen bir bölgeye götürdüler.









 2000 m2 içinde bir hayvan damı olan bir arazi. 150.000 ₺. Yer çok güzel. Uzaktan deniz de görüyor. İçinde her ne kadar hayvan damı olarak geçse de ev olarak restore etmeye çok uygun olan bir yapı var.
Fakat bu sefer de karşımıza farklı bir sorun çıkıyor.
Arazinin hemen yan tarafında bir hayvan barınağı var. Yani kokudan burada yaşanmaz.

Aramaya devam edeceğimizi söylüyoruz.

Koruoba Köyünde bir yer daha olduğunu söylüyorlar.

Koruoba köyü harika bir yer. Tepeden inince denizle karşılaşıyorsunuz. Deniz kenarına kadar indik. Suyla karışık çakılların arasında bir süre yol aldıktan sonra, bizim arabayı bırakıp, emlakçının cipine geçtik.
Bir aralıktan tekrar tepeye tırmanmaya başladık. Öyle bir nokta geldi ki arabayı bırakıp yürümek zorunda kaldık.

Sonunda geldiğimiz yer bir harikaydı. 5 dönüm 450.000 ₺.

Yer muhteşem ama, ev yapmak ve yaşamak  ancak  helikopteriniz varsa mümkün. Ben böyle itirazlarımı sıralayınca, emlakçı hemen arazinin altında yapılmış muhteşem evi gösterdi.
Ev Dr. Gülten Yazgan' a aitmiş.
İçinde hizmetliler kalıyor. Herhalde onların helikopteri vardır. Ne yazık ki biz zengin değiliz!!!!!

İnsanlar nerelere ne evler yapıyor inanamıyorum..........

Yola devam edip, Demirci Köye geliyoruz.
Köyün girişinde, evinden çıkmak üzere olan adını sonradan öğrendiğimiz Vehbi Dayı ile karşılaşıyoruz.
"Arsa mı bakıyorsunuz?" diyor, daha biz bir şey sormadan.
"Bekleyin hele evden kağıdımı alıp geleyim" diyor arkasından da.
Buralarda işlerin bu hale geldiğine inanamıyoruz. Alıp geldiği kağıtta Ayşe 300.000, Hasan 350.000 gibi alt alta isimler ve istenen paralar var. Kağıda bakmak istediğimizde zar zor razı oluyor, sanki elinden kapıp kaçacakmışız gibi.





 Gösterdiği arazinin hemen arkasında yine aynı sorun var, hayvan besi çiftliği.

Burası çok ilginç bir köy. Fransız ve Korelilerden oluşan 12 hane var.






Köy kahvesinde bize çay ısmarlıyor, Vehbi Dayı. Kahvede çalışan çocuk Suriyeli. Köyde hiç genç kalmadığından yakınıyor, çaylarımızı içerken.

Teşekkür edip ayrılıyoruz. Fakat bu köyü çok seviyoruz. İnsanları inanılmaz güler yüzlü.


 Ahmetçe Köyü- Küçükkuyu sahil yolundan  devam ediyoruz.
Burhaniye' ye geliyoruz.

Burhaniye' de Doruk Emlaktan İdris Bey ile birlikteyiz şimdi de.

Aşağı yukarı yarım saat kahveler eşliğinde edilen sohbetten sonra İdris Bey' in bizi hiç anlamadığını öğreniyoruz.

Çünkü bizi götürdüğü yer Taylıeli Köyünde, yarım kalmış bir otel.











3 dönüm arazi içinde 16 odalı, bütün kaba inşaatı bitmiş otele 1.750.000 ₺ isteniyor.

Biz ne istediğimizi anlatmak konusunda bu kadar yanlış yapıyor olamayız, diye düşünüyorum.
İnsanlar gerçekten dinlemiyor, ya da daha önceki verileri ile değerlendiriyor duyduklarını.


Artık akşam oluyor, kalacak yere ihtiyacımız var.

Cunda Adasına geliyoruz.





 Uzun Apart otelde epey bir süre kapıyı çaldıktan sonra açtırıyoruz. Burası kış aylarında üniversite öğrencilerine aylık olarak kiraya verilen bir yer. Oldukça samimi, şirin ve temiz bir yer. 110.- ödüyoruz.

Sahibi artık apartların iş yapmadığını, çünkü kadınların tatilde iş yapmak istemediğini anlatıyor. Bu yüzden bir kısmını otel olarak çalıştırıyorlar.



                



Akşam yemeği için her Cunda' ya gelişte gittiğimiz Lal Cafe' ye gidiyoruz. Harika yemekler eşliğinde nihayet rakımızı yudumluyoruz.

Her ne kadar bu gezi çok verimli geçmiyor gibi gözükse de ne istemediğimizi daha net kavrıyoruz.

GÜLPINAR VE KORUBAŞI KÖYÜ



Sabah Geyikli' den ayrıldık. Sahil yolu üzerinden Gülpınar' a gidiyoruz.

Geyikli' den çıkar çıkmaz ormanlık bir yola girdik. Bu bölgenin adının Dalyan olduğunu öğreniyoruz.
Yol kenarında bir satılık ilanı gördük.




Hemen durup ilanda verilen numarayı aradık. Aklımızda bir yazlık alma fikri yok ama, buradaki evlerin fiyatını öğrenmek istiyorum. Sahibi bahçe kapısının açık olduğunu, girip bakabileceğimizi söylüyor.












 Yol kenarından set set aşağıya kadar inen bir yer burası. Belli ki zamanında otel olarak işletilmiş. Ama istenen rakam inanılmaz. Ayrıca yasal olduğunu da zannetmiyorum. Eve bakarken yan taraftaki komşu ile selamlaşıyoruz. Bizi kahve içmeye davet ediyorlar.






Böylece Ali-Nagihan çifti ile tanışıyoruz. Kendi yaptıkları nefis likör eşliğinde kahvelerimizi yudumlarken, bize buraları hakkında bilgi veriyorlar. Ev yapmanın ne kadar zor olduğunu, kendilerinin de prefabrik bir evi nasıl zorluklarla inşa ettiklerini anlatıyorlar.

Kahvelerin ardından Nagihan Hanım bize göstermek istediği yerler olduğunu söylüyor.
Geyikli' nin Oduncu iskelesi taraflarının nasıl gelişmekte olduğunu, hatta İstanbul' dan Elma Sanat Atölyesi' nin burada bir yer inşa ettiğini, burada bir sanat köyü inşa ettiklerini anlatıyor.
Görmek üzere geri dönüyoruz.






Bittiği zaman gerçekten keyifli olacak gibi. Ama bu da bizim düşlediğimiz gibi bir şey değil.
Kendisine hem leziz likörleri hem de candan misafir severliği için teşekkür edip tekrar yola koyuluyoruz.

Yolda ilginç bir tabela görüyoruz.
Kestanbol Kaplıcaları.
Çok ilginç, hiç beklemediğiniz bir anda ve böyle ıssız bir yerde karşımıza çıkınca, bakmak istiyoruz. Belki yemek de yeriz.



Burası yatılı olarak hizmet veren bir merkez. Masaj, hamam, bakım merkezi, her şey var.













Bir an acaba masaj yaptırsam mı diye düşünüyorum ama düşündüğüm hızla vazgeçiyorum bu fikirden. Gülpınar' a devam ediyoruz.



Yemek yiyecek bir yer ararken yol üzerinde bir otel görüyoruz ama ne yazık ki kapalı.




İşte insanların olduğu bir yer.
  Tavaklı köyü Çamlık kamping. Yer çok güzel ama keşke köftelerin yapıldığı mutfağı görmeseydim. Yine de burada yiyoruz, çok açız çünkü. Ekmek arası köfte ve biralara 50.- ödüyoruz.







Nihayet Gülpınar 'dayız. Mustafa Beyi buluyoruz. Derdimizi anlattıktan sonra hep birlikte yola koyuluyoruz.

İlk baktığımız yer yol üzeri 23 dönüm bir arazi. m2 si 25.- Elektrik ve su yok. Elektriğin ana yoldan trafo vasıtasıyla alınabileceğini söylüyor Mustafa Bey. Arazi de oldukça meyilli, aşağılara kadar iniyor.






Babakale tarafına yöneliyoruz.



 Kıyıda Narcissus otel var. Yeri harika ama çok bakımsız.



Otelin yanından yola devam ediyoruz. Karşıda gözüken beyaz evlerin arkasına gideceğiz. O beyaz evlerin hemen önünde ise 12 dönüm 500.000$ olan turizm ruhsatlı 5 kat imarlı bir yerden bahsediyor. Yer çok güzel ama, fiyat bizim için çok pahalı.


Doğru dürüst yolu bile olmayan bir tepeye tırmanıyoruz. Nisan ayında bile, araba her an bir yere saplanıp kalacak endişesi taşıyorum. Kışın buraları ne haldedir düşünemiyorum bile.

Tepede 10 parsel şeklinde ayrılmış, site yapmaya müsait bir yere geliyoruz. Burada da 500m2 ye 300.000.- isteniyormuş.




Mustafa Bey' e yardımlarından dolayı teşekkür edip, telefonlarımızı bırakıyoruz. Yola ve aramaya devam.

Sokakağzı denilen bir yer görmüştüm internette merak ediyorum. Amacım o köyde konaklamak. Geç bir saatte ulaşabiliyoruz. Gerçekten çok hoş bir köy. Ama  açık olan 2 oteli film ekibinin kapatmış olduğunu görüyoruz. Prodüksiyon amiri, istersek bir tane boş odaları olduğunu bize verebileceklerini söylüyor. Suların kesik olduğunu görünce vazgeçiyoruz. Köyün diğer ucundaki Bergos Otelde yer olabileceğini söylüyorlar.  Bergos Otel kapalı gözüküyor bahçede bir elemana rastlıyoruz. Burasının kapalı olduğunu ama, Korubaşı köyündeki yerlerinin açık olduğunu öğreniyoruz. Telefonla yer ayırtıyoruz.
Artık akşam oldu, yorulduk ve acıktık.

Korubaşı köyünde Bergos otelde bizi karşılıyorlar.
Aynı bahçe içinde, ailenin kaldığı bir ev de var. Karnımızın aç olduğunu söyleyince, menemen ve salata yapabileceklerini söylüyorlar.




Sabah kahvaltısı olarak, köy ürünleri beklerken, dankekler ilginçti doğrusu.




 Sabah köyde neler yapıldığını sorduğumda, dokuma tezgahlarından bahsediyorlar.

 Kimse malını satmıyor. Köydeki evlenecek kızların işini yapmak, onlara yetiyormuş.




Bu arada kamyonetlere yüklenen koyunlar görüyorum, elleri ayakları bağlı vaziyette. Koyunların daha fazla süt emmesin diye, yavrularından ayrı bir yere götürüldüğünü öğreniyorum.




Bahçelerden toplanıp  ikram edilen çağlaları yerken, Bergos Otele 240.- ödeyip, yola çıkıyoruz.