27 Temmuz 2016 Çarşamba

BOZCAADA'NIN FARKLI YÜZÜ


Tekrar Bozcaada' dayız.

Son vapuru ucu ucuna yakalayabildik. Sevgilim son sürat araba kullanırken, ben bildiğim tüm duaları okumakla meşguldüm.

Nihayet adadayız.

Odaya yerleşip, acele bir duş aldıktan sonra rakılarımıza kavuştuk.

Bu sene arkadaşlarımız 4 yıldır işlettikleri otel ve meyhanelerini devrediyor.

Açılışta da onlarla beraberdik.

Tabii ki bizsiz kapatmalarına da izin vermeyeceğiz...........





 Keyifli sohbetlerle nasıl geçtiği anlaşılmayan, geç saatlere dek süren bir gecenin ardından, sabah erkenden kendimi Bozcaada sokaklarına attım.







Bu adanın her sokağını ayrı seviyorum.





                                                 Her dönemeçte ayrı bir detay gizli.



Adanın merkezindeki  DİNGONUN ATÖLYESİ- MİSKİN' e seramik kursları verilen yere uğruyorum. Burada aldığınız kurs sonucu ürettiğiniz malzemeleri de satabiliyorsunuz.











Merkezde Atölye Miskin'de (ismi bulunduğu miskin limandan geliyor) yıl boyunca  seramik dersleri veriliyor. İlgilenenler çarşamba-perşembe günleri 14.00-16.00 saatleri arasındaki derslere katılabilir. Murat Hoca 0542 645 66 55

Kış aylarında bu atölyeye devam etme düşüncemi, ajandama kaydediyorum.


Her sokakta beni gülümseten farklı bir şey ile karşılaşıyorum





ATÖLYE KARGABAK'ın sokağından geçerken, balkondan gözlerimi alamıyorum.

Kurumaya bırakılan balkabakları bir sanat şaheseri adeta.





Uğur Bey ve tatlı eşi burada hem yaşıyorlar, hem de ürettiklerini satışa sunuyorlar. Benim aklım sattıkları mamullerden çok, balkonda kurumayı bekleyen ham kabaklarda kalıyor.

Biraz lafladıktan sonra tekrar sokaklara dönüyorum.


Çocukluğumun ev temelleri. Biz kazılan bu hendeklerin içinde saklambaç oynardık





Sahilde yeni açılan ŞONEF HOUSE HOTEL'i geziyorum.

Şonef House, 200 yıllık bir şaraphanenin orjinal taşları ile restore edilerek hayata döndürüldüğü yer. Dışarıdan baktığınızda tek katlı taş bir bina, ama içeriye girdiğinizde 3 katlı, kocaman, aydınlık bir otel bekliyor sizi. Tavan pencereleri sayesinde sürekli ışık alan otelin mimari projesi, Mimar Sinan Üniversitesi'nin hocalarına ait...


Akşam Efilasis Otelinin işletmecisi Yurdakul Bey' in  doğum gününe davetliyiz.

Hoş bir bileklik alıyorum.

Gece oldukça kalabalık bir topluluk oluyoruz.

Genellikle otel sahipleri var.
Dionyesos otel, Karahan otel, Hanımeli otel. 

Çok hoş insanlarla tanışıyoruz.

Adanın sorunlarından söz ediliyor.

Özellikle bağ bozumu kutlamalarının yapılmasından vazgeçilmesine çok üzülüyorum.




Sabah kahvaltıdan sonra yola çıkmaya niyetliydik.



 Fakat yaz mevsimi tarife değişikliğinden dolayı, vapur saatlerinde aksama oluyor.
Herkes,- bize göre- vaktinden önce hareket eden gemiye binemeyip, iskeleye yığılınca, saat 12.00' ye mecburi bir ek sefer konuluyor.





 Bu sene artık bir daha Bozcaada' ya uğramayız diyoruz, dostlarımıza el sallarken

Ama kim bilir, belli mi olur?

Burası Bozcaada,
Bizde eh BİZİZ işte....................






11 Temmuz 2016 Pazartesi

KUŞADASI-DOĞANBEYLİ-CAFERLİ KÖYÜ

Dün gece Kuşadası' na geldik.
 Sevgilim yolda hastalandı.
Kendimizi Akman Otel' e zor attık.

 Eczaneden aldığımız ilaçlar ve bitki çayları sayesinde sabah kendini biraz toparladı.


                      


Madem toparlandık o halde gezmeye devam etmek lazım değil mi?

Akman Otele 71.- ödeyip yola çıktık. Neden 70.- değil de 71.- neden bu küsurat bilmiyorum açıkçası. Her zaman sorarım ama bu sefer sormadım işte.

Uzun zamandır adını duyduğum Doğanbeyli Köyünü görmeye gidiyoruz.

Doğanbeyli Köyü diye adlandırılan yere geldiğimizde şaşırdım. Hiç benim adını ve methini duyduğum yere benzemiyordu açıkçası. Sokaktaki çocuklara sorunca gerçek anlaşıldı.

Eski ve yeni Doğanbeyli köyleri varmış.

Bozulmayan tarih Eski Doğanbey Köyü M.Ö. 7.yy'dan günümüze uzanan bir geçmişe sahiptir. Yakın çevresinde; eski gümrük binalarının olduğu Karina, antik yerleşim Tebai ve Lade Adası bulunmaktadır.
Mykale (Samsun) Dağları'nın güney yamacına dayalı, milli parkın delta alanına yukarıdan bakan ve 1924'e kadar Rumların yaşadığı bir köydür. Bugün Aydın ilinin Söke ilçesine bağlı tarihi Priene kenti ile Güllübahçe yolunun ilerisinde Tuzburgaz ve Atburgaz köylerinin hemen ardında yer alan bölgedeki son yerleşim yeridir.
Köyün ismi Domatia, Nmotia veya Yeni Nmotia'dan gelir. Eskiden evler büyük bir ormanın içerisinde birbirinden ayrı, herbiri büyük avlulara sahip oda şeklinde inşaa edilirmiş ve bu odalara Rumca da Domatia denmiştir. Yerleşim biraz daha gelişip köy meydana geldiğinde bu isim aynı zamanda köyün ismi olmuştur. Bu evler Mykale (Samsun) Dağları'nın yamacına yaslanmış şekildedir.
Rum mimarisinin karakteristik özelliklerini taşıyan usta taş işçiliğinin ilk bakışta göze çarptığı, sivil mimari dediğimiz Doğanbey evleri, dükkanları, şapel dediğimiz yapı ve hastanesi ile Arnavut kaldırımı şeklinde döşenmiş dar taş sokakları gibi Türk mimarisinin güzel örneklerini köy bir arada sergiler. Sadece mimarisi değil 1996'daki yangından sonra her nekadar yeşilini kaybetmiş olsa da sırtını dayadığı dağın yamacında bugün Şorlak denen şelalesi, içinden akan Rum halkının Çeşme dediği eskiden içme suyunu da sağladıkları nehri de görülmeye değerdir. Köy yavaş yavaş yeşiline kavuşsa da şelaleden sadece yağış mevsiminde su akmaktadır.
Domatialılar, Samos'tan (Sisam), Sakız Adası'ndan, Oniki Ada'dan ve Kıbrıs'tan gelmişlerdi.
Genelde Rum Halkı'nın geçimi hayvancılık olmakla beraber bağcılık ve zeytincilik de yapılırdı. Tarlalarda çalışmak için de Samos'tan teknelerle köye işçi gelirdi. 1800'lü yıllarda padişah fermanıyla adalardan bölgeye getirilip yerleştirilen Rumlar; 1924 yılından itibaren gerçekleştirilen mübade ile kendi vatanlarına giderken, onların yerine Balkan Ülkeleri'nden Türkler getirilip yerleştirilmiş, yokluklar içinde gerçekleştirilen bu zorunlu göç kendi başına bir dram ve bu olaylara ev sahipliği yapan eski adıyla Domatia yeni adıyla Doğanbey ise sessiz tanıktır.
Buradaki evlerini terk ederek yeni yerlerine göç edenlerin anlaşılabilir duygusal nedenlerle ayrıldıkları evlerini tahrip etmeleri, yeni gelenlerin yerleştirilmesi uzayınca sahipsiz kalan evlerin ve diğer yapıların kendi kaderine bırakılmış olması ve bu bölgenin, yerleştirilen göçmenlerin yaşamına uygun olmayışı, (gelişmeye müsait olmaması, sokaklarının dar ve dik oluşu aşırı rüzgar alması ve tarım arazilerine uzak oluşu) gibi nedenlerle 1985 yılında köy tamamen boşaltılmış ve Yeni Doğanbey adıyla köyün hemen aşağısında yol kenarında yeni bir yerleşim yeri kurulmuştur. Bu tarihten itibaren köyün kaderi yine değişmiştir.
Köyde 1890'larda hastane amaçlı yapılan ve daha sonra ilkokul, karakol gibi işlevleri yüklenen ve geçen yüz yıl içinde yıpranan binanın Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı Ziyaretçi-Tanıtım Merkezi olarak restore edilmesiyle, yurt içinden ve yurt dışından gelip bu köyü ve buraya ait kültürel zenginlikleri ile doğal güzellikleri korumayı ve yaşatmayı amaçlayan kişilerce bazı yapıların restore edilmesi sonucunda köy tekrar yaşanan bir yer olmuştur.


Bu yazı neden eski ve yeni Doğanbeyli Köyü olduğunu açıklıyor bence.








 Bu hiç bir estetik duygusu taşımayan köyden ayrılıp, eski Doğanbey' in yolunu tutuyoruz.






















 Eski Doğanbeyli köyü gerçekten çok güzeldi. Hala biraz hayalet köy gibi ama umarım zamanla buradaki evler satılıp, onarılıp içinde yaşanır hale getirilir.

Bizlerin neden güzel mekanlar oluşturamadığımızın nedenleri üzerinde sohbet ederek Kuşadası' na geri dönüyoruz.

Önder Camping' in önünden geçiyoruz. 35 yıl önce bu campingde  kalırken buraları bomboştu. Şimdi şehrin ortasında kalmış.



                                                        


O sırada çalan  telefonda bir arkadaşım, hazır Kuşadası yakınlarındayken, Caferli Köyünü de görmemi istiyor. Tamam deyip yönümüzü oraya çeviriyoruz.





Nazlı Deniz Kuruoğlu evi

 Eski Türkiye güzellerinden Nazlı Deniz Kuruoğlu bu köye yerleşmiş. Burada bir çiftlik işletiyor.

Nedense ben bu köyü çok beğenmedim.

Çabucak ayrılıyoruz.


AKKÖPRÜ-YUVARLAK ÇAY


Dalaman Kızılağaç-Karacaağaç köyünden çıktıktan sonra dağ yollarında kaybolduk.
Burada telefonlar da çekmiyor.

Manzara yavaş yavaş değişmeye başladı.

Orman yollarından çıktık. Dinamitle açılmış bir yoldan gitmeye başladık.









 Sanırım barajın oralardayız.



Uzaktan gözükmeye başladı

Her yerde "DİKKAT YASAK BÖLGE" yazıları belirmeye başladı.

Ama yapacak bir şey yok. Artık çok geç geri dönemeyiz, yola devam etmek zorundayız.




Akköprü Barajının oraya gelince, güvenlik görevlilerince durdurulduk. Kimliklerimizi isteyip, burada ne aradığımızı öğrenmek istediler.
Durumu anlattık.
Çok kibar davrandılar.
 "Yasak bölgede olduğumuzu ama durumumuzu anladıklarını, diğer uçtaki görevlileri arayarak çıkış izni sağlayacaklarını" söylediler.

İnip fotoğraf çekme isteğimi ise, izleme kameralarından dolayı ret ettiler.

Çok etkileyici bir görüntüydü.
İnsanın tabiata karşı mücadelesinin en güzel örneklerinden biriydi.

Arabanın içinden çıkana kadar bir kaç zararsız resim çekebildim.










Nihayet uygarlık gözüktü. Yuvarlak Çay.


                                                       













 Bu kadar maceradan sonra nefis bir yemeği hak ettik.


Güzel bir yemek ve kahvenin ardından tekrar yollardayız.